Hava alabildiğine kapalı, tüm dünya felaketin eşiğinde gibiydi. Bütün dertlerini yüklenmişken gökyüzü adeta intihar etmesi için en iyi ortamı hazırlıyordu.
50 yaşına dün basmıştı. Yıllar önce, 50'sine bastığının ertesi günü intihara sürükleniyor olacağı beyninin tek bir hücresinde bile yer etmemişti, edemezdi.
Bilinci kaybetmiş, uçurumun kenarına sürüklenirken nereye gittiğini, niçin gittiğini, nasıl gittiğini bilmez bir haldeydi. 50'sine basmış bir adam; bir an içinde olduğu durum gözlerinin önünden geçti: tüm servetini kaybetmiş, ailesi parçalanmanın eşiğinde, bütün dostları tek tek çekip gitmişti hayatından.
Tek başınalığın ağırlığı kemiklerini kırmak bir yana yavaş yavaş eziyordu. Uçurumun kenarına geldi sonunda. Bir adım. Sadece bir adım vardı sonsuz uykuya, tek bir adım kalmıştı o dertsiz koyu karanlığa. Haberlerde gördüğü intihar eden insanlara şaşmanın, onları amansızca yargılamanın bedelini ödüyor gibiydi. Tek bir adım bütün bu sıkıntıları çekip alacaktı yüreğinden.
Yaşam ve ölüm terazisinin tam ortasında gidip geliyordu. O an anladı insanı ayakta tutan tek şeyin umut olduğunu, o an farketti şu acımasız dünyanın en sert kılıç darbelerine umudun çelikten miğfer olduğunu. Miğferi de düşmüştü artık.
Umutsuz, çaresiz; ölümün kıyısında, bir adım uzağındaydı. Ağlamamak için kendini o kadar zorlamıştı ki basınca bir süre dayanıp sonunda patlayan bir kap gibi şimdi göz yaşları kaptan boşalırcasına taşıyordu gözlerinden.
Her dakika ölüme daha da fazla yaklaştığını hissediyor, ölümün o sıcak nefesini ensesinde duyuyordu. İyice dalmışken gök gürültüsü ile irkildi. Uçurumun dibine baktı. Az sonra uzanacağı yere göz attı şöyle. Cesedini hayal etti. Kafası kanlar içinde, saçları ıslanmış, gözleri kapalı, elleri iki yana açılmış şekilde ceseti geldi gözünün önüne.
Tüm dertlerin bitecek olması ölüm için inanılmaz bir istek duymasına yol açtı cesedini hayal ettikten sonra. Kayıp gidiyordu işte hayatı ellerinden, kendisi de uçurumdan.
Bir an, bir adım her şeyin sonu gelecekti.
İnsanın hep mutlu bir hayal düşleyip kendini uçurumun kenarında, ölümün kıyısında bulması ürküttü onu bir anlığına. Son kez hayatını geçirmek istedi aklından. Sanki bütün hayatı bu ana, bu küçük adıma hazırlamıştı onu. Onu buraya, ölümün kıyısına itmişti hayat yavaş yavaş. Bütün itici kuvvetleri geçiriyordu aklından tek tek. İşini kaybetmesi, ailesinin onu terk etmesi, dostunun onu dolandırması. Sanki bu uçurumun kenarından bir kaya gibi yuvarlanmak için gelmişti şu dünyaya.
En zoru da her şeye rağmen içindeki yaşama içgüdüsünü bastırmaktı. 'Neyden korkuyorsun, at işte kendini' dedi kendine. Ellerim açık, kafam kan içinde uçurumun dibinde yatarken daha mı kötü hissedeceğim, diye geçirdi aklından.
Gözlerini kapadı. Bitiyor işte derken bir ses kulaklarında çınladı: 'Baba, babaa'. İnsanın en umutsuz durumdayken bir anda hesapta olmayan bir sesle hayata bağlanmasının sesiydi sanki kulaklarında çınlayan.
Ses devam etti: 'Babaaa, neredesin? Ben de seni arıyorum. Sana iyi haberlerim var'.
Ah be çocuk! Bu haber öyle bir haberdi ki bir hayatı ölümün pençesinden çekip çıkarmıştı. Çocuk engellediği felaketten habersiz koşarak geliyordu. Adam gözleri dolmuş, oğlunun yanında bunun farkedilmesinin kendine yakışmayacağını düşündüğü için alelacele gözlerini sildi.
Bir ses, bir çocuk koca bir adamı uçurumun kenarından, ölümün keskin giyotininden çekip çıkarmıştı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder