Gün geçmiyor ki başıma tuhaf ve düşünülesi şeyler gelmesin. Gerçi çok sıradan gibi gözüken -ki aslında öyle- bir olaydan bahsedeceğim.
Malum artık dersler, sunumlar falan online yapılıyor. Benim de bir dersten sunumum vardı. Hoca mail atmış sunum sırasını. Baktım 3. 4. falanım. Dedim "iyi bari baştan yapayım kurtulayım".
Neyse sunum vakti geldi çattı. Sunumu yaptım. Fena da geçmedi. Daha sonra dersten çıkmak yerine dersi sessize aldım ve bilgisayarda takılmaya başladım. Tam burda duralım. Neden dersten çıkmadım ki? Hoca sunum dinleme zorunluluğu falan getirmedi. Yani isteyen sunumunu yapıp çıkabilirdi. Ben sunumum bitince çıkmak yerine neden sunumları sessize alıp arkada takılmaya başladım? Bana hiç bir getirisi ve yaptırımı olmayacağı halde.
Farkettim ki bunu gayet bilinçsiz ve düşünmeden yaptım. Biraz düşününce şunu farkettim: Ben sunum dinlemeyen ya da diğer arkadaşlara saygısız biri olmamayı değil, o şekilde gözükmemeyi istedim. Bu gerçekten çok tuhaf bir davranış aslında. Bana hiç bir zararı ya da faydası olmayacak bir tutum bu.
Şunu da ekleyeyim: dersi alan hiç kimseyle arkadaşlığım bile yok. Herkes bana yabancı. Ama bu yabancılara saygısız, sunumu dinlemeyen biri olarak gözükmemeyi istiyorum yine de.
İşin ilginci bunu yaparken yani sunumu sessize almışken, daha kötüsü oluyorum bir yandan: hem saygısız hem de üçkağıtçı. Ama bundan kimsenin haberi olmadığı için içim gayet rahat.
Sunum esnasında yüzlerini bile görmediğim insanların gözündeki 'ben'i tuhaf biçimde gereksiz olarak önemsiyorum. Dedim ya işin ilginci öyle gözükmemeye çalışırken, öyle olmasından daha kötü biri oluyorum. Hem saygısız hem üçkagıtçı. Bunu yaparken inanın farkında bile değildim nerdeyse. Sonra birden bir ampul yandı kafamda. O andan itibaren kendimle müthiş bir mücadeleye giriştim. Kendime dinlemememin mantıklı olduğunu, herkesin yüksek ihtimalle bu şekilde yaptığını ispatlamaya giriştim.
Şöyle dedim kendime :"Abi zaten herkes sunumunu yapıp sessize alıyor." İşte burda o "herkes" palavrasıyla mücadelem başladı. İşin ilginci herkes tek tek "herkesin" böyle yaptığını söyleyip bu şekilde davranıyor.
Herkesciler yazımda bu "görünmeyen herkes" palavrasına değinmiştim. Tamamen kendine neden yaratma ve içindeki o yanlış yapma hissini yok etme çabası. Mücadelem devam ederken bi' izlemeye karar verdim bi' izlememeye. Peki hangisi benim? Hangi ses benim sesim? Bence ben o sesleri üreten değil onlardan herhangi birisine kulak verenim. İki ses de hücum etti ve sonunda sunumları cidden dinlemeye başladım.
Yaptığım şey o kadar saçma geldi ki hemen ardından. "Abi niye dinliyorsun" demeye başladı bir taraf.
Sonra eğer "dinlemeyeceksem çıkmam gerekir" dedim kendime. Diğerlerine saygısız gözükmemek için çıkmadım. Yine onların gözündeki "ben" için yaptım bunu. Diğerine kıyasla biraz daha iyi gibi bu. Sonunda dinlemeye karar verdim ve o şekilde gitti sonuna kadar.
Sunumlar bitip herkes çıkınca bilerek çıkmadım ve bir kişi kaldı. Farkettim ki o da almış sessize ve gitmiş. Demek ki çoğu kişi "herkesin böyle yaptığını varsayarak" bunu yapıyor. Biliyorum çok basit ve saçma gelebilir olay. Bizene abi senin sunumundan da diyebilirsiniz. Ama dostlar hayat tam da bu önemsiz detaylarda gizli gibi.
Farkında olmadan aldığımız çoğu karar kendimizi analiz etmemiz için bir fırsat bence. Şu ufak olayda bile kendimle olan mücadelem şaşkına çevirdi beni. Çok önemsiz bir olaydaki insanın kendiyle olan mücadelesine bakın. Hayatta en zor şey kendinle mücadele etmek galiba.
Biliyorsunuz güzel bir sözle bitirmek adetimiz oldu. O zaman Hz. Muhammed'den güzel bir alıntıyla bitirelim: "En büyük savaş nefisle olan savaştır".
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder