Selamlar dostlarım.
Neyse konuya geçelim yavaş yavaş. Dedim ya nazarınız değdi galiba diye. Şundan dolayı söyledim: Mutfağa bir girdim çamaşır makinesinin altından su geliyor. Uğraşırken yanlışlıkla bir de borusunu kopardım. Sonra farkettim ki su duvardan geliyormuş. Ustayı çağırdım. Sağolsun 250 lira iteledi. Ama muhabbeti güzeldi abinin. 3 aydır evde yalnızım fena da olmadı gelmesi.
Şimdi içinizden geçiyordur "ne anlatıyor bu adam diye?" Sakin olun girişi yaptık konuya şimdi geçiyoruz. Sabahattin Ali'nin "Kuyucaklı Yusuf" adlı bir kitabı var biliyorsunuzdur. Mutlaka okuyun. Orada Yusuf'a üvey babası şöyle bir tavsiye veriyor: "Sakın kendini halinden şikayet etmeye alıştırma." Bence bu sözü sürekli görebileceğimiz bir yerlere falan asmalıyız. Burada hemen şunu da belirteyim: kastedilen şikayet alışkanlığıdır.
Yoksa hiç bir şeyden şikayet etmeme tavsiyesi değildir.
İnsan illa ki bir şeylerden şikayet eder. Hakkıdır da bence bu. Ama bu şikayet etme, alışkanlığa döndüğü anda hayat hem sizin için hem de etrafınızdakiler için cehenneme dönüşüyor. Hani derler ya sözlerine dikkat et bir bakmışsın gerçek oluvermiş. Ben de hayatımda bir süredir kendime şikayet etme alışkanlığından vazgeçmem konusunda telkin veriyorum. Bu telkini küçümsemeyin. Süreklilik kazandırabilirseniz zaman içinde davranışlarınızda farklılıklar ortaya çıkmaya başlıyor. Yavaş yavaş bu şikayet etme alışkanlığından vazgeçmeyi büyük oranda başardım sayılır. Zaten bana göre hayatta bizi yöneten şey çoğunlukla alışkanlıklarımız.
Alışkanlıklarımıza yön verebilmeyi başarabilirsek o zaman işte kendimizi yönetebiliriz. Neyse konuya dönelim.
Baktım ki her yer battı her yer su içinde. Ne küfür ettim ne sinirlendim. Aldım elime bezi açtım müziğimi başladım suyu çekmeye. Valla keyif bile aldım su azaldıkça. Sonra yazacak mevzu çıktığı için de içten içe yazıyı düşünmeye ve keyiflenmeye başladım. Ama tabi bu da bir yere kadar. Başladı belim ağrımaya. Biraz keyfim kaçtı derken klasik cümlemi telkin ettim kendime. "Sıkıntı büyüdükçe, onu hallettiğinde ortaya çıkacak rahatlama da büyük olacak". Tabi kendime tam böyle telkin etmiyorum da buraya düzgün yazayım dedim:).
Evet durum bazen budur dostlar. Sıkıntı büyüdükçe sonundaki ferahlama da büyür. Aşırı acıkırsan, yemekten o kadar zevk alırsın. Başına çok büyük bir dert gelince kurtulduğunda o kadar keyiflenirsin.
Ve işimi bitirdim sonunda. Ortalığı topladım ve bir baktım şöyle eserime. Tahmin ettiğim gibi rahatlamam da büyük oldu. Eğer şikayet etme alışkanlığım olsaydı, olay başıma gelir gelmez herhalde şunları söyleyecektim:"Abi bu ne ya, millet ne güzel takılıyor! Ben burada süngerle su çekiyom!" ya da "Bir şey de düzgün gitsin, duvarın içinde duran su borusu niye patlar ki durduk yerde!".
Öncelikle "millet şunu yapıyor ben burada napıyorum?" cümlesini hayatımızdan çıkaralım. Belki de adam havuz başında instagramda paylaştığı hikayenin görülme sayısına bakıp mutlu olmaya çalışıyordur ve de keyfi hiç de yerinde değildir bilemezsin.
Sen, senin başına gelenle ilgilenmelisin. Emin ol kimse efsane mutlu değil. Olsa bile bu neyi değiştirir? Bunu kendine telkin etmek sadece keyfini kaçıracak senin. Şikayet eden biriyseniz, arkadaşlarınız da size söylemeseler bile sizden rahatsızdır. Çünkü kimse yanında her şeyin olumsuz gittiğini söyleyip duran bir şikayetperver (ben uydurdum ama güzel kelime oldu) istemez.
Dönüşüm zordur özellikle alışkanlıklar konusunda ama dönüşüm tamamlandığında değdiğini anlarsın. Şu da var ki eğer alabilirseniz aksiliklerin başlıkta da yazdığım gibi tuhaf bir tadı var.
Her şey stabil düzgün gidince insan cidden bunalıyor. Buna rahat batması diyebiliriz belki. Böyle hiç hesapta olmayan şeyler -aşırı uç ya da kötü olmadıkları sürece- bazen keyif bile veriyor insana. Çünkü aksiliği halletmenin sonunda o stabil haldeki keyfinden daha fazla keyifli oluyorsun. Belki de bu yüzdendir bilmiyorum.
Dediğim gibi alışkanlıklarımız çoğu zaman bizi yönetiyor. Sadece alışkanlıklarımıza müdahale ederek, kendimizi şekillendirebiliriz. Bu da güzel bir olay aslında. Çünkü düşünsene bu sadece insana özgü ve sen de insansın. Tabi burada "yeter ki iste, ne istersen yaparsın" safsatasına girmeyeceğim. Ama belli bir oranda insan kendine şekil verebilir ve vermelidir de. Çünkü potansiyel kullanılmayan hazine gibidir.
Siz de bir şikayetperverseniz dilinize pelesenk olmuş cümleler şunlar olabilir:
- Abi millet napıyor ben napıyorum?
- Bi' işimiz de düzgün gitsin.
- Herkes yolunu bulmuş yaşıyor (favorim).
- Benim suçum yok sistem bok gibi.
Evet bu liste uzayabilir. Önce dilden başlamak yararlı olabilir. Bu yazıyı okuduktan sonra yarın sabah şikayetperverliği üzerinizden atmış ve iyi bir sabaha uyanmış olmayacaksınız onu bir kere söyleyeyim. Ama belki gideceğiniz yolda küçük bir ışık olur. Sonuçta insan bazen karanlıkta kibritle bile yolunu bulabilir.
Güzel bir sözle bitirelim hem de bana ait: "Evinizdeki sıcak su borusu mu patladı? Alın süngeri, açın müziği ve suyu çekin. Bu kadar basit."
Sağlıcakla kalın dostlar.
Harika . Özellikle başlığı, beni çekti. Küçük bir ışık insanlara sandığımızdan daha da yol gösterici olabiliyor. İnsanların hayatına dokunman ne güzel. Teşekkür ediyorum. Ellerine , düşüncene sağlık...
YanıtlaSil